Yaklaşık bir ay önce gündemimiz tek bir kelime etrafında dönüp duruyordu.
'Koalisyon'
X Kuşağının çok iyi bildiği, Y Kuşağının bir kısmının bildiği, diğer kısmının isterse bildiği; Z Kuşağının ise bihaber olduğu kelime. Ülkece hepimizin zevkle yaptığı tek şey; bilgimiz olsun ya da olmasın saatlerce siyaset üzerine konuşmak. Madem konuşmayı seviyoruz fikrimizden ziyade bilgimizi de konuşturabilelim diye oturdum bu yazıyı yazıyorum. Bilenlerin bilgilerini tazelemek, bilmeyenleri bilgilendirmek ve kendi eksiklerimi öğrenmek adına yazıyorum demek daha doğru olur.
En basit tanımıyla Koalisyon; birden fazla siyasi partinin veya siyasi grup üyelerinin oluşturduğu hükümet.
Seçim sonuçları gereği hükümet kurmak için yeterli çoğunluk sağlanamadığı zaman baş gösteren bir durum aslında. Bildiğiniz üzere hükümet kurmak için, tek bir partinin meclisteki 550 olan koltuk sayısının yarısı ya da yarısından fazla Milletvekili çıkarması gerekir ki bu da 276'ya tekabül eder. Seçim sonuçlarına göre tek bir parti 276 milletvekili sayısına ulaşamadıysa, hükümet kurma görevi milletvekili sayısı en fazla olan partiye verilir. Bu partinin başkanı, diğer tüm milletvekillerinin kendisine güvenebilmesi yani güvenoyu alabilmesi için parti başkanlarıyla ya da diğer gruplarla anlaşma yoluna gider. Anlaşmaya varıldığı takdirde hükümet kurulur. Anlaşılamadığında ise şu an ülkemizde yaşanan süreç yaşanır.
Koalisyon hükümetinin en büyük sıkıntısı; kırılgan ve karmaşık çoğunluğa dayalı olduğundan istikrarsız olmasıdır.
Bizim ülkemizde pek görülmemiş olsa da yararları da vardır; örneğin, birden farklı siyasi eğilimin bütünü olduğu için siyasal kutuplaşmaları kaldırabilme kuvvetine sahiptir.
Türkiye olarak Koalisyon ile ilk tanışmamız 1961 seçimlerine dayanır. 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi sonucu yıkılan 11. Hükümet sonrası 15 Ekim 1961 tarihine kadar Askeri Yönetim idaresinde kalırız. 1961 Seçimlerine; 11. Hükümet ile birlikte kapatılan Demokrat Parti (DP) devamı olduğunu söyleyen Adalet Partisi (AP) ile Yeni Türkiye Partisi (YTP), Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Cumhuriyet Köylü Millet Partisi (CKMP) katılır. 15 Ekim 1961 seçimi sonuçlarında ise CHP 173, AP 158, CKMP 54 YTP 65 Milletvekili çıkarır. Yeterli çoğunluk sağlanamadığı için 10 Kasım 1961'de hükümet kurma görevi en çok milletvekili çıkaran CHP Genel Başkanı İsmet İnönü'ye verilir. İsmet İnönü ve Dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, daha iki ay önce gerçekleşen DP Genel Başkanı ve iki görev arkadaşının idamını unutturabilmek adına onun devamı olduğu düşünülen AP ile 'Büyük Koalisyon' kurma düşüncesindedirler. Bu koalisyona tamamen imkansız gözüyle bakılır, çünkü AP'liler darbenin arkasında CHP'nin olduğu inancını savunur. Buna rağmen İnönü, AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala'ya teklif götürmekten kaçınmaz. Gümüşpala kendi kabul etmediği gibi AP Grubu'na da teklifi kabul ettiremeyeceği söyleyerek red cevabı verir. İnönü, red cevabına yenik düşmeyerek ikinci bir teklifte bulunur ve Grup ile kendi konuşur. Grup konuşmasına girerken 'Katil' nidalarıyla karşılanan İnönü, bir saatin sonunda AP Grubu'nu Gümüşpala hariç ikna etmeyi başarır. 20 Kasım 1961'de Türkiye'nin ilk Koalisyon hükümeti bu şekilde kurulur. Yalnız çok uzun ömürlü olmaz. 7 ay süren CHP - AP Koalisyon hükümetinin 25 Haziran 1962'de yıkılmasının ardından, İnönü diğer partilere şans verir ve CHP - YTP - CKMP ve Bağımsızlar (Eski AP'liler) Koalisyonu kurulur. Hükümet bu kadar sıkıntılıyken halkta ekonomik sorunlar yaşar. Bu koalisyonla da istediği başarıyı yakalayamayan İnönü, çareyi 33 Bağımsızla hükümet kurmakta bulur. Bu dönemde aynı zaman kapı komşumuz Yunanistan ile Kıbrıs Krizi yaşanır. Güvenoyunu alan CHP - Bağımsızlar Koalisyon hükümeti 12 Şubat 1965 tarihine kadar görevde kalır.
1973 seçimlerine kadar koalisyondan uzak kalabilen siyasi tarihimiz, 14 Ekim 1973 günü seçim sonuçlarıyla tekrar 'Koalisyon' kelimesini gündeme getirir. Bülent Ecevit yönetimindeki CHP'nin; Süleyman Demirel'li AP, Ferruh Bozbeyli yönetimindeki DP, Turhan Feyzioğlu'nun Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP), Alparslan Türkeş'li Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ve Süleyman Arif Emre yönetimindeki Milli Selamet Partisi (MSP) ile yarıştığı seçimde CHP birinci parti çıkar. Bir parantez açmak gerekirse, seçimden 6 gün sonra MSP'nin Genel Başkanlığı koltuğuna Necmettin Erbakan geçer.
CHP, 185 milletvekili ile olması gerek 226 milletvekili sayısının altında kalır ve koalisyon için görüşmelere başlar. Ecevit, olmazı oldurmaya meraklı tavrıyla 48 milletvekili çıkaran MSP ile koalisyon ister. Herkesin imkansız olduğunu düşünmesine ve 1961 CHP - AP koalisyonunu örnek göstermesine rağmen Karaoğlan (Ecevit), 'Sol'u ve 'Şeriat'i birleştirmeyi kafasına koyar. Sol ile Dindarların bir arada olmalarına 'Tarihsel Yanılgı' gözüyle bakan Ecevit, Erbakan ile anlaşma sağlar. Bu anlaşma ancak 8 ay sürer ve güven probleminden dolayı 18 Eylül 1974'te son bulur.
Sonra 2 defa Milliyetçi Cephe Hükümetleri kurulur ve bir sonraki seçime kadar çeşitli olaylara sahne olur.
1991 seçimlerine kadar geçirilen üç seçimde de yeterli çoğunluk sağlanması sebebiyle tek parti yönetiminde kalır siyasetimiz.
20 Ekim 1991'de Türkiye yine bir seçim gününe uyanır. Akşamına ise yine bir Koalisyon kelimesiyle karşı karşıya kalır. Halkın tek merakı; Süleyman Demirel'li Doğru Yol Parti (DYP), Mesut Yılmaz'lı Anavatan Partisi (ANAP), Erdal İnönü yönetimindeki Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP), Necmettin Erbakan'lı Refah Partisi (RP) ve Ecevit'li Demokratik Sol Partisi (DSP) karmasından nasıl bir sonuç çıkar?
DYP 178 oyla birinci parti çıkar. Yeterli çoğunluk olmadığından koalisyon kuracak olan Demirel, ikinci parti olan ANAP yerine kendine tamamen zıt bir parti olan SHP'yi seçer. DYP, AP'nin devamı; SHP ise CHP'nin devamı olduğu düşünüldüğünde yine 'aşırı sol' ve 'aşırı sağ' birleşimi ne getirir? Aynı zamanda SHP, 12 Eylül Darbesi'nden DYP'yi sorumlu tutar. Ama bu iki partinin ortak nefreti 'Özal', ikisini bir araya getirmeye yeter. Bu koalisyon, 21 Kasım 1991'den 25 Ekim 1995'e kadar gelerek tarihimizin ilk uzun ömürlü koalisyonu olur.
1993 yılında bu koalisyonun başına geçen Tansu Çiller, seçime kadar da gider. Solcu kesimin ise ayrı bir korkusu vardır o dönem. Oylarını arttıran RP ile göz göre göre 'şeriat' geliyordu.
1995 seçim sonuçlarında RP birinci parti çıkar. Kendileri dahil hiç kimse içlerinde bulunacakları bir koalisyon hükümetine inanmaz.. DYP'li Çiller herkesi şaşırtarak koalisyon için adım atar.
Belki de siyasi tarihimizin en imkansız koalisyonu 28 Haziran 1996 'da kurulmuş olur.
Oldukça çalkantılı bir siyasi tarihimizin olduğu yadsımayacak bir gerçek. Belli başlı koalisyonları yazdım. Meclis bu kadar çalkantılıyken halkta onun ceremesini yeterince çekti. Belki koalisyonu bir cadı olarak gösterdim ama onun yanısıra aslında denenen hep uç nokta koalisyonları oldu. Yani tutunabilselerdi ülkemiz adına güzel bir şeylerde çıkabilirdi.
Kafamı bir kaç soru kurcalıyor şimdi ise?
1961 Koalisyonunda; DP'nin devamı olduğunu söyleyen AP ve YTP neden birleşmediler? Tek bir parti olsalardı çıkardıkları milletvekili sayısı ile yeterli çoğunluğu sağlayabilirlerdi. Tahmin edebiliyorum sebeplerini ama kesinliğe dayalı bilgi edinmek istiyorum
Bu koalisyon süreçlerinin halkı etkilediğini kulak dolmada olsa biliyorum. Ama zararları nelerdi?
Neden MSP, deriyi geçer geçmez at değiştirdi? Süleyman Arif Emre yönetimdeyken MSP, seçim sonrası neden Erbakan geçti partinin yönetimine?
Önerilebilecek her türlü kaynağa ve her türlü bilgiye şimdiden teşekkür ederim..
Yorumlarınızı paylaşmanız dileğiyle..
Sevgiler